lafımı kesip duruyordu, hele bi de lafını balla kesiyorum diyişi yok mu... bu beni öldürüyodu. "şu çeneni kapatta lafımı bitiriyim" dedim. "sen benle nasıl konuşuyosun?" diyecekti muhtemelen fakat bu sefer ben elimi masaya vurup lafını masaya şaplattığım tokadımla kestim. " şimdi ayağa kalkıp seni burda evire çevire dövmeye başlasam kim elimden alır?" dedim. tekrar zırvalamaya başladı,bu sefer masaya yumruk geldi. " sana bi soru sordum, cevap ver " dedim. zırvaladı, tekrar masaya vurdum." cevap ver ". beklemediği tepkiler silsilesine bir de bakışlarım eklenince daha önce hiç görmediğimiz bi yanımı görmüştük birlikte. benden beklenmiyecek hareketlerdi bunlar. tekrar sordum, " seni burada evire çevire dövsem elimden kim alır? " etrafına baktı. "muhtemelen yan masadaki çocuk" diye cevap verdi. evet dedim, muhtemelen o olur ilk müdahale eden ve sen de ilk fırsatta onunla yatarsın. bağırıp çağırmaya başladı, sadece sözde kalıcağımı sanıyodu. durdum, dinlemeyi bıraktım. derin bir nefes aldım. ensemi bi sıcaklama basmıştı, derin derin nefes almaya başladım istem dışı ve saçının kökünü sol elim ile tuttuğum gibi önce yukarı çektim ve hiç beklemeden bütün gücümle kafasını kafenin tahta güzel eskimsi havası verilmiş pembe-mavi-yeşil masaörtüsüne vurdum. basket topu gibi olmasada biraz sekti. zaman yavaşlamıştı, sağ elim de bütün o aldatmalarının öcünü aldı güzel bir yumrukla. ardından bir tokat. neye uğradığını şaşırmıştı.kendimi tutamıyordum, sanki onu öldürmek için saldırmıştım.tırnaklarım yüzünü çizmişti. yan masadaki çocuk kalkıp bizi ayırdı, daha doğrusu sarılıp beni ondan uzaklaştırdı.ağlıyordu, ağlaması artık beni üzmüyordu, ağladığında içim acımıyordu artık. bir adam, haksızlığının üzerine ağlayarak çıkabilirmi ? o çıkmıştı bir çok kez...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder